Zayıflama İğneleri Estetik Değil, Tedavi Amaçlı

Atlas Üniversitesi'nden Dr. Gülen Ecem Kalkan, zayıflama iğnelerinin obezite tedavisindeki rolünü açıklarken, bu ilaçların yaşam tarzı değişiklikleriyle desteklenmesi gerektiğini vurguladı.

Zayıflama İğneleri Estetik Değil, Tedavi Amaçlı
3 dakikalık okuma

Son dönemde obezite tedavisinde sıkça gündeme gelen ve kamuoyunda “zayıflama iğneleri” olarak bilinen GLP-1 ve GIP temelli ilaçlar hakkında, Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü öğretim üyesi Dr. Gülen Ecem Kalkan önemli bilgiler paylaştı. Kalkan, bu ilaçların kronik bir sağlık sorunu olan obezitenin tedavisi için geliştirildiğini, estetik kaygılarla kullanımının uygun olmadığını ve yaşam tarzı değişiklikleri olmadan kalıcı başarı sağlamayacağını belirtti.

Zayıflama İğnelerinin Etki Mekanizması

Dr. Kalkan, zayıflama iğnelerinin çoğunlukla inkretin bazlı olduğunu ifade etti. Semaglutid ve tirzepatid etken maddelerini içeren bu ilaçların, yemek sonrası bağırsaklardan salgılanan GLP-1 ve GIP adlı doğal tokluk hormonlarını taklit ettiğini açıkladı. Günümüzde bağırsağın sadece bir sindirim organı olmaktan öte, vücudun enerji dengesini düzenleyen önemli bir endokrin organ olarak kabul edildiğini belirten Kalkan, bu ilaçların pankreastan kan şekerine bağlı insülin salınımını artırdığını, mide boşalmasını yavaşlattığını ve beyindeki iştah merkezlerini etkileyerek tokluk hissini uzattığını söyledi. Bu sayede günlük enerji alımının azaldığını ekledi.

Kimler Kullanabilir ve Yan Etkileri Nelerdir?

Kalkan, bu ilaçların herkes için uygun olmadığını ve estetik amaçlı birkaç kilo vermek isteyenler için geliştirilmediğini vurguladı. Uluslararası kılavuzlara göre, yaşam tarzı değişikliklerinden yeterli fayda göremeyen, Beden Kütle İndeksi (BKİ) 30 kg/m² ve üzerinde olan veya BKİ'si 27 kg/m²'nin üzerinde olup hipertansiyon, dislipidemi, uyku apnesi veya kardiyovasküler hastalık gibi obeziteye eşlik eden en az bir hastalığı bulunan erişkinlerde kullanımının önerildiğini belirtti. Tedavinin mutlaka hekim kontrolünde yürütülmesi gerektiğini de sözlerine ekledi. Yan etkilerin ise tedavinin ilk haftalarında bulantı, kusma, ishal ve kabızlık gibi sindirim sistemi şikayetleri şeklinde görülebileceğini, bunların çoğunlukla ilk 4-8 haftada ve doz artırımı dönemlerinde ortaya çıktığını ve vücut ilaca uyum sağladıkça azaldığını ifade etti. Belirli tiroid kanseri öyküsü, ciddi pankreatit, tip 1 diyabet, gebelik ve emzirme gibi durumlarda ilaçların kullanılmaması veya çok yakın takip gerektirdiğini, uygunluğun hekim tarafından değerlendirilmesi gerektiğini hatırlattı.

Beslenmenin Rolü ve Kilo Kaybının Niteliği

Doğru beslenme düzeninin tedavinin ayrılmaz bir parçası olduğunu söyleyen Kalkan, küçük porsiyonlarla ve yavaş yemek yemenin, özellikle doz artırım dönemlerinde yağlı ve kızartılmış besinlerden kaçınmanın bulantıyı azaltabileceğini belirtti. Kabızlık yaşayanlarda sıvı tüketiminin ve lif alımının artırılmasını; ishal durumunda ise yağlı ve çok baharatlı besinlerin sınırlandırılmasını önerdi. Ayrıca, ilaçlarla verilen kilonun sadece yağ dokusundan oluşmadığına dikkat çekerek, başarılı bir kilo kaybında önemli olanın kaybedilen ağırlığın ne kadarının yağdan, ne kadarının kas dokusundan geldiği olduğunu vurguladı. İştah azalmasıyla birlikte protein alımının da düşmesinin kas kaybını artırabileceğini, yapılan çalışmalarda kaybedilen ağırlığın yaklaşık yüzde 35-40'ının yağsız dokudan (kas dahil) geldiğinin gösterildiğini aktardı. Kas dokusu kaybının bazal metabolizma hızını düşürebileceğini ve ilerleyen dönemde kilo geri alımını kolaylaştırabileceğini de sözlerine ekledi.

İlaç Sonrası Kilo Geri Alımı ve Uzun Vadeli Riskler

Dr. Kalkan, bilimsel çalışmaların ilaç bırakıldıktan sonra kilo geri alımının sık görüldüğünü gösterdiğini belirtti. İlaç tedavisine devam eden bireylerde ağırlık kaybının sürdüğünü, ancak tedaviyi bırakan gruplarda belirgin kilo geri alımı yaşandığını ifade etti. Bu geri alımın, irade eksikliğinden değil, biyolojik bir sürecin beklenen sonucu olduğunu; kişilerin ilacı bıraktığında hem daha fazla açlık hissettiğini hem de daha az enerji harcadığını açıkladı. Bu durumun obezitenin kronik ve tekrarlayan bir hastalık olduğunu bir kez daha ortaya koyduğunu vurguladı. Tekrarlayan kilo verme ve geri alma döngülerinin zamanla vücut kompozisyonunu olumsuz etkileyebileceğini, özellikle ileri yaşlarda sarkopenik obezite riskine dikkat çekti. Kalkan, “İlaç bırakıldığında geri alınan ağırlık daha çok yağ dokusundan oluşur; kaybedilen kas ise aynı kolaylıkla geri kazanılmaz. Bu nedenle tekrarlayan verme-geri alma döngüleri zamanla vücuttaki yağ oranının artmasına ve kas oranının gerilemesine yol açabilir” uyarısında bulundu. Bu durumun, özellikle ileri yaşta ve sık tekrarlayan döngülerde, kas kütlesi ve gücünün azaldığı, buna karşın yağ oranının yüksek olduğu ‘Sarkopenik obezite’ tablosuna zemin hazırlayabileceğini sözlerine ekledi.

İlgili Haberler

82'lik Kayalı Yavuz Bastonunu Bıraktı

82'lik Kayalı Yavuz Bastonunu Bıraktı

Çankaya'da Ücretsiz Diş Tedavisi İmkanı

Çankaya'da Ücretsiz Diş Tedavisi İmkanı

Zayıflama İğnelerinin Bilinçsiz Kullanımı Risk Taşıyor

Zayıflama İğnelerinin Bilinçsiz Kullanımı Risk Taşıyor

Evcil Hayvanlar Çocuklarda Yalnızlığı Azaltıyor

Evcil Hayvanlar Çocuklarda Yalnızlığı Azaltıyor