Dirençli Hipertansiyonda İki Önemli Belirti

İki veya daha fazla tansiyon ilacına rağmen kan basıncı kontrol altına alınamayan ve potasyum düşüklüğü yaşayan hastaların böbreküstü bezi kitleleri açısından değerlendirilmesi büyük önem taşıyor.

Dirençli Hipertansiyonda İki Önemli Belirti
3 dakikalık okuma

Dünya genelinde yaklaşık 1 milyar 400 milyon, Türkiye'de ise 20 milyon kişinin hipertansiyonla mücadele ettiği tahmin ediliyor. Kalp ve damar rahatsızlıkları için ciddi bir risk faktörü olan bu durumun başlıca nedenleri arasında sağlıksız beslenme alışkanlıkları, genetik yatkınlık, aşırı tuz tüketimi ve hareketsiz yaşam tarzı gibi faktörler bulunuyor. Ancak özellikle inatçı hipertansiyon vakalarında, böbreküstü bezlerinde gelişen bazı kitlelerin aşırı aldosteron hormonu salgılaması temel sebep olabiliyor.

Acıbadem Altunizade Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Köstek, özellikle birden fazla tansiyon ilacı kullanılmasına rağmen kan basıncı seviyesini düşürmekte zorlanan ve aynı zamanda potasyum düşüklüğü yaşayan bireylerin böbreküstü bezi kitleleri açısından detaylıca incelenmesi gerektiğini vurguluyor. Dr. Köstek, yüksek tansiyonun ardındaki nedenin titizlikle araştırılması ve tedavinin bu altta yatan sebebe göre şekillendirilmesi gerektiğini belirtiyor. Dr. Köstek, “Günümüzde genellikle kapalı yöntemlerle gerçekleştirilen cerrahi müdahale ile, aşırı aldosteron hormonu üreterek kan basıncını yükselten kitleler çıkarılabilmektedir. Ameliyat sonrasında tansiyon değerleri normale dönebilir veya kullanılan ilaç miktarı önemli ölçüde azaltılabilir” açıklamasında bulundu.

Aldosteron Hormonu ve Dirençli Hipertansiyon İlişkisi

Her iki böbreğin hemen üzerinde yer alan ve 4-6 gram ağırlığında olan böbreküstü bezleri; kortizol, adrenalin ve aldosteron gibi hayati hormonların üretimi ve salgılanması gibi kritik görevler üstlenmektedir. Ancak, böbreküstü bezlerinde oluşan iyi huylu bir kitlenin, vücudun su ve mineral dengesini düzenleyen aldosteron hormonunu aşırı miktarda üretmesi, böbreklerde sodyum ve su tutulmasına yol açarak potasyum kaybına neden olabilir. Bu durum, kan basıncının yükselmesine ve hipertansiyona zemin hazırlar. Doç. Dr. Mehmet Köstek, fazla salgılanan aldosteron hormonunun dirençli hipertansiyonun en önemli etkenlerinden biri olduğunu ifade ediyor. Dr. Köstek, “Yüksek tansiyonun yanı sıra potasyum düşüklüğünün gözlenmesi, aldosteron hormonunun aşırı salgılandığını düşündüren önemli belirtilerden biridir. Bu bulguların varlığında böbreküstü bezinde hormon salgılayan bir kitlenin olup olmadığının mutlaka araştırılması gerekmektedir” uyarısında bulunuyor.

Erken Teşhisin Önemi

Böbreküstü bezlerindeki kitleler çoğu zaman belirgin bir semptom göstermediği için genellikle gözden kaçabiliyor. Bu nedenle, hastalar iki veya daha fazla tansiyon ilacı kullanmalarına rağmen tedaviden beklenen faydayı göremeyebiliyorlar. Uzun süre kontrol altına alınamayan yüksek tansiyonun ilerleyen dönemlerde kalp ve damar hastalıkları açısından ciddi bir risk oluşturduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Mehmet Köstek, “Ayrıca, sürekli potasyum kaybı yaşanması, kas güçsüzlüğünden kalp ritim bozukluklarına kadar uzanan sağlık sorunlarına yol açabilir. Hastalar bu değerleri normale döndürmek için yüksek dozda potasyum takviyesi almak zorunda kalabilir. Bu sebeple, böbreküstü bezi kitlesinde erken tanı ve tedavi hayati önem taşımaktadır” diye konuştu.

Tanı süreci, hastanın tıbbi geçmişi ve şikayetlerinin detaylı bir şekilde değerlendirilmesiyle başlar. Ardından ilgili hormon tetkikleri istenir. Kanda hormon düzeylerinde yükselme tespit edildiğinde, tomografi ve manyetik rezonans (MR) gibi görüntüleme yöntemleri kullanılarak kitlenin hangi böbreküstü bezinde olduğu belirlenir. Cerrahi tedavideki amaç, fazla hormon salgılayan böbreküstü bezi kitlesinin çıkarılmasıyla hormon seviyelerini en kısa sürede normalleştirmektir. Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Köstek, günümüzde bu işlemin büyük ölçüde laparoskopik ve robotik cerrahi teknikleriyle kapalı olarak yapıldığını belirterek, “Küçük kesilerle gerçekleştirilen operasyonun ardından hastalar 1-2 gün içinde günlük yaşamlarına geri dönebilmektedir. Ameliyat sonrası dönemde hastaların hormon düzeyleri düzenli olarak izlenerek, gerekli durumlarda ilaç tedavileri yeniden düzenlenebilmektedir” bilgisini verdi.

İlgili Haberler

82'lik Kayalı Yavuz Bastonunu Bıraktı

82'lik Kayalı Yavuz Bastonunu Bıraktı

Çankaya'da Ücretsiz Diş Tedavisi İmkanı

Çankaya'da Ücretsiz Diş Tedavisi İmkanı

Zayıflama İğnelerinin Bilinçsiz Kullanımı Risk Taşıyor

Zayıflama İğnelerinin Bilinçsiz Kullanımı Risk Taşıyor

Evcil Hayvanlar Çocuklarda Yalnızlığı Azaltıyor

Evcil Hayvanlar Çocuklarda Yalnızlığı Azaltıyor