Bağımlılık Bir İrade Sorunu Değil, Hastalıktır

Prof. Dr. Hülya Ensari, madde bağımlılığının biyopsikososyal bir hastalık olduğunu ve erken farkındalık ile güçlü aile ilişkilerinin önemini vurguladı.

Bağımlılık Bir İrade Sorunu Değil, Hastalıktır
4 dakikalık okuma

Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hülya Ensari, günümüzün en ciddi halk sağlığı sorunlarından biri olan madde bağımlılığının, yalnızca bireyi değil, aynı zamanda aileleri, toplumu ve gelecek nesilleri ruhsal, sosyal ve fiziksel açıdan tehdit ettiğini ifade etti. Ensari, 26 Haziran Uluslararası Uyuşturucu Kullanımı ve Kaçakçılığı ile Mücadele Günü kapsamında yaptığı değerlendirmede, bağımlılığın bir irade eksikliği olarak değil, biyolojik, psikolojik ve sosyal faktörlerin birleşiminden kaynaklanan, tedavi edilebilir bir rahatsızlık olarak ele alınması gerektiğini belirtti. Profesör Ensari, erken dönemde farkındalık oluşturmanın ve aile içindeki sağlam ilişkilerin bağımlılıkla mücadelede kritik bir rol oynadığını vurguladı.

Bağımlılık: Biyopsikososyal Bir Hastalık

Modern psikiyatrinin bakış açısına göre bağımlılık, biyolojik, psikolojik ve sosyal etkenlerin birlikte rol oynadığı “biyopsikososyal” bir hastalıktır. Prof. Dr. Hülya Ensari, bağımlılığın sadece davranışsal bir sorun olmadığını, aynı zamanda nörobiyolojik değişikliklerle seyreden bir beyin hastalığı olduğunu aktardı. Özellikle mezolimbik dopamin sisteminin bağımlılıkta etkilendiğini belirten Ensari, maddenin tekrarlayan kullanımının nöroadaptasyona ve kompulsif davranış kalıplarına yol açtığını açıkladı. Kimyasal etkilerin yanı sıra, bireyin ruhsal çatışmaları, dürtü kontrol sorunları, eksiklik duyguları ve çevresel faktörlerin de bağımlılık davranışının ortaya çıkmasında önemli rol oynayabileceğini ekledi.

Bağımlılık Tanı Kriterleri ve Risk Faktörleri

Prof. Dr. Ensari, madde bağımlılığının temel göstergelerini, kişinin zararlarını bilmesine rağmen madde kullanımını sürdürmesi, madde arayışının hayatının merkezine yerleşmesi ve zamanla kullanım üzerinde kontrol kaybı yaşanması olarak özetledi. Ensari, tanı kriterlerini şöyle sıraladı: “Bağımlılık yapıcı bir maddenin planlanandan daha fazla ya da daha uzun süre kullanılması, bırakma veya azaltma girişimlerinin başarısız olması, madde temini ve kullanımına aşırı zaman ayrılması, madde kullanımına karşı şiddetli istek (craving) duyulması, kullanım bırakıldığında huzursuzluk, sıkıntı, uykusuzluk ve sinirlilik gibi yoksunluk belirtilerinin ortaya çıkması, giderek kullanılan madde miktarının artması, iş, okul ve aile sorumluluklarında aksamalar yaşanması ve sosyal sorunlara rağmen kullanımın sürdürülmesi bağımlılığın önemli göstergeleri arasında yer almaktadır.” Sağlık Bakanlığı Uyuşturucu ile Mücadele Ulusal Eylem Planı’nda da belirtildiği gibi bağımlılığın çok faktörlü bir süreç olduğunu vurgulayan Ensari, erken yaşta maddeyle tanışma, parçalanmış veya çatışmalı aile ortamları, aile içi iletişim eksikliği, çocukluk çağı travmaları ve ihmalin bağımlılık gelişiminde etkili olduğunu ifade etti. Düşük benlik saygısı, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, depresyon, davranım bozukluğu gibi psikiyatrik hastalıkların da riski artırdığını belirtti. Riskli arkadaş çevresi, akademik başarısızlık, okuldan uzaklaşma, sosyal medya ve dijital ortamda madde kullanımını özendirici içeriklere maruz kalma, işsizlik, sosyal yalnızlık ve umutsuzluk duygularının da bağımlılığın ortaya çıkışında etkili olabileceğini dile getirdi.

Ergenlik Dönemi ve Ailelerin Rolü

Prof. Dr. Ensari, ergenlik döneminin, kimlik gelişiminin devam ettiği ve dürtü kontrol mekanizmalarının tam olarak olgunlaşmadığı bir süreç olması nedeniyle bağımlılık açısından kritik bir risk taşıdığını belirtti. Madde kullanan bireylerde gözlemlenebilecek belirtilerin kişiden kişiye değişebileceğini ifade eden Ensari, ailelerin özellikle ani arkadaş çevresi ve davranış değişikliklerine, eve geç gelme ve gizlilik davranışında artışa, yalan söyleme eğilimine, ders veya iş performansında düşüşe, içine kapanma veya saldırgan davranışlara ve sorumluluklardan kaçınma gibi değişimlere dikkat etmesi gerektiğini söyledi. Fiziksel belirtiler arasında gözlerde kızarıklık veya donukluk, uyku düzeninde değişiklikler, iştahın azalması ya da artması, kilo kaybı, kişisel bakımda bozulma ile konuşma ve denge sorunları görülebileceğini ekledi. Ruhsal belirtiler açısından ise duygu durum dalgalanmaları, sinirlilik, ani öfke patlamaları, kaygı ve huzursuzluk, motivasyon kaybı, dikkat ve hafıza sorunları ile çökkünlük ve sosyal geri çekilmenin önemli işaretler arasında yer aldığını ifade etti. Ailelerin en önemli görevinin sadece kontrol etmek değil, çocuğun ruhsal dünyasını anlamak ve güven ilişkisini sürdürmek olduğunu vurgulayan Ensari, aşırı cezalandırıcı, suçlayıcı veya dışlayıcı tutumların yardım arama davranışını azaltabileceğine dikkat çekti. Bağımlılıkla mücadelenin sadece sağlık kurumlarının değil; ailelerin, okulların, yerel yönetimlerin, medyanın ve tüm toplumun ortak sorumluluğu olduğunu belirten Prof. Dr. Hülya Ensari, ailelerin çocuklarıyla sağlıklı iletişim kurmasının, onların duygusal ihtiyaçlarını fark etmesinin ve kendilerini ifade edebilecekleri, ancak sınırları net belirlenmiş bir aile ortamı oluşturmasının önemini vurguladı. Ayrıca, ailelerin çocuklarının arkadaş çevresi ve dijital yaşamıyla yakından ilgilenmesi, sorun fark edildiğinde ise gecikmeden profesyonel destek alması gerektiğini ifade etti. Bağımlılığın ahlaki bir zayıflık olarak değerlendirilmemesi gerektiğinin altını çizdi.

İlgili Haberler

82'lik Kayalı Yavuz Bastonunu Bıraktı

82'lik Kayalı Yavuz Bastonunu Bıraktı

Çankaya'da Ücretsiz Diş Tedavisi İmkanı

Çankaya'da Ücretsiz Diş Tedavisi İmkanı

Zayıflama İğnelerinin Bilinçsiz Kullanımı Risk Taşıyor

Zayıflama İğnelerinin Bilinçsiz Kullanımı Risk Taşıyor

Evcil Hayvanlar Çocuklarda Yalnızlığı Azaltıyor

Evcil Hayvanlar Çocuklarda Yalnızlığı Azaltıyor