Aşk Acısı Beyinde Fiziksel Ağrı Gibi Algılanıyor

Üsküdar Üniversitesi'nden Klinik Psikolog Şule Ataş, aşk acısının beyinde fiziksel ağrıya benzer tepkiler oluşturduğunu ve bu sürecin sağlıklı yönetilmesinin önemini vurguladı.

Aşk Acısı Beyinde Fiziksel Ağrı Gibi Algılanıyor
4 dakikalık okuma

Klinik Psikolog Şule Ataş, Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi bünyesinde yaptığı açıklamalarda, romantik ilişkilerin sona ermesiyle ortaya çıkan duygusal acının beyin ve psikoloji üzerindeki etkilerini detaylandırdı. Ataş, ayrılık sonrası yaşanan yas sürecinin doğru biçimde ele alınmasının ve iyileşmeyi destekleyen ya da zorlaştıran davranışların önemine dikkat çekti.

Beyin Duygusal ve Fiziksel Acıyı Ayırt Etmiyor

Şule Ataş, aşk acısının yalnızca duygusal bir üzüntüden ibaret olmadığını, aynı zamanda psikolojik ve biyolojik boyutları olan derin bir kayıp süreci olduğunu belirtti. Romantik bir ilişkinin zamanla bireyin yaşamının temel bir parçası haline geldiğini, güven, günlük alışkanlıklar ve geleceğe dair planların bu ilişki etrafında şekillendiğini ifade eden Ataş, ayrılık durumunda beynin bunu büyük bir kayıp olarak algıladığını söyledi. İlginç bir şekilde, beynin fiziksel ve duygusal acıyı tam anlamıyla birbirinden ayırmadığına değinen Ataş, bir parmak kesilmesi gibi fiziksel bir ağrıda aktifleşen beyin bölgelerinin, yoğun duygusal acı yaşandığında da devreye girebildiğini aktardı. Bu durumun, ayrılık sonrası birçok kişide boğazda düğümlenme, mide rahatsızlıkları, uykusuzluk, iştahsızlık veya gerçek bir fiziksel ağrı hissi gibi semptomlara yol açabileceğini açıkladı. Ancak Ataş, hissedilen acının şiddetini sadece ayrılığın kendisinin değil, zihinden geçen düşüncelerin de belirlediğini, 'Bir daha mutlu olamayacağım' ya da 'onsuz hayatımın anlamı kalmadı' gibi düşüncelerin kayıp hissini daha da artırabileceğini vurguladı.

Acıyı Anlamlandırmak İyileşmenin Anahtarı

Ataş, aşk acısının istenmeyen bir deneyim olmasına rağmen psikolojik açıdan önemli bir işlevi olduğunu belirtti. Ayrılığın sadece bir kişinin hayatımızdan çıkması anlamına gelmediğini, aynı zamanda alışılmış düzenin, geleceğe dair planların ve kişinin kendisiyle ilgili inançların değişmesi demek olduğunu ifade etti. Bu değişime uyum sağlamak için zihnin zamana ve bir yas sürecine ihtiyaç duyduğunu dile getiren Ataş, bu sürecin kişiye ilişkiyi değerlendirme fırsatı sunduğunu ekledi. Kişinin ilişkideki olumlu ve yıpratıcı noktaları, kendi ihtiyaçlarını, sınırlarını ve ilişki kurma biçimini daha net görebileceğini söyledi. Ancak bu farkındalığın her zaman kendiliğinden oluşmadığını, eğer ayrılık süreci sadece karşı tarafı suçlayarak, duygulardan kaçarak ya da acıyı bastırmaya çalışarak geçirilirse, benzer ilişki örüntülerinin tekrarlama riskinin artabileceğini kaydetti. Ataş, yaşanan deneyimin sağlıklı bir şekilde değerlendirilmesi durumunda ise kişinin duygusal dayanıklılığını artırabileceğini ve gelecekte daha sağlıklı ilişkiler kurabileceğini, dolayısıyla asıl amacın acı çekmek değil, yaşanan acıyı anlamlandırmak ve bu deneyimden ders çıkarabilmek olduğunu vurguladı.

Sosyal Medya Takibi İyileşmeyi Engelliyor

Psikolog Şule Ataş, ayrılık sonrasında yaşanan acıyı tamamen ortadan kaldıracak sihirli bir yöntemin bulunmadığını, çünkü ayrılığın psikolojik açıdan bir yas süreci olduğunu belirtti. Tıpkı sevilen birinin kaybında olduğu gibi, biten bir ilişkinin ardından da zihin ve duyguların yeni duruma uyum sağlamak için zamana ihtiyacı olduğunu dile getirdi. Sağlıklı bir yas sürecinin, acıyı yok saymak ya da bastırmak olmadığını vurgulayan Ataş, özlemek, üzülmek ve ağlamanın bu sürecin doğal parçaları olduğunu, önemli olanın bu duygular nedeniyle hayatın tamamen durmasına izin vermemek olduğunu ifade etti. Günlük rutinleri sürdürmenin, sosyal ilişkilerden tamamen kopmamanın ve kişiye iyi gelen aktivitelere devam etmenin iyileşmeyi önemli ölçüde desteklediğini söyledi. Ayrıca, ilişkiyi gerçekçi değerlendirebilmenin de kritik olduğunu, ayrılık sonrası zihnin genellikle ilişkinin sadece güzel anılarını hatırlamaya eğilimli olduğunu, oysa sağlıklı iyileşmenin ilişkinin hem olumlu hem de zorlayıcı yönlerini birlikte görmeyi gerektirdiğini belirtti. Bu sayede kişinin geçmişi idealize etmek yerine yaşananları daha dengeli değerlendirebileceğini ve yaşamını yeniden inşa etmeye başlayabileceğini ifade etti.

Ataş, ayrılık sonrası eski partneri sosyal medyadan takip etmenin veya sürekli iletişim kurmaya çalışmanın iyileşme sürecini çoğu zaman zorlaştırdığına dikkat çekti. Her profil kontrolünün zihni yeniden o kişiye yönlendirdiğini ve duygusal bağın sürmesine neden olduğunu belirtti. Birçok kişinin bunu sadece meraktan yaptığını düşünse de, çoğu zaman bu davranışın altında belirsizliği azaltma, özlem duygusunu hafifletme veya ilişkinin yeniden başlayabileceğine dair bir umut arayışı bulunduğunu kaydetti. Kısa süreli bir rahatlama hissi yaşansa da bu etkinin kalıcı olmadığını, aksine kişinin yeniden kontrol etme ihtiyacı hissederek zamanla bir döngüye dönüşebileceğini söyledi. Sağlıklı iyileşme için beynin yeni duruma uyum sağlayabilmesine fırsat vermek gerektiğini, bunun için dikkati sürekli geçmişe yöneltmek yerine günlük yaşama, yeni deneyimlere ve sosyal ilişkilere odaklanmanın iyileşme sürecini desteklediğini dile getirdi. Son olarak, bazı kişilerde ayrılık sonrası yaşanan yoğun boşluk, yalnızlık ve üzüntü duygularının alkol kullanımı, aşırı yeme, kontrolsüz alışveriş, kumar veya diğer dürtüsel davranışlara yönelmeyi tetikleyebileceği uyarısında bulunan Ataş, bu davranışların ortak amacının yaşanan acıdan kısa süreliğine uzaklaşmak olduğunu, ancak bu tür eylemlerin duygusal sorunu çözmediğini, tam tersine acının ertelenmesine yol açabileceğini sözlerine ekledi.

İlgili Haberler

82'lik Kayalı Yavuz Bastonunu Bıraktı

82'lik Kayalı Yavuz Bastonunu Bıraktı

Çankaya'da Ücretsiz Diş Tedavisi İmkanı

Çankaya'da Ücretsiz Diş Tedavisi İmkanı

Zayıflama İğnelerinin Bilinçsiz Kullanımı Risk Taşıyor

Zayıflama İğnelerinin Bilinçsiz Kullanımı Risk Taşıyor

Evcil Hayvanlar Çocuklarda Yalnızlığı Azaltıyor

Evcil Hayvanlar Çocuklarda Yalnızlığı Azaltıyor